Çağdaş İş Planı – Seth Godin (Çeviri)

>İş planlarının bu şekilde olma sebebi bana çok açık gelmiyor. Ancak genellikle kafa karıştırmak için kötü kullanılıyor, sıkıcılar ve bir beklentilere uygunluk yeteneği gösteriyorlar. Eğer bir işle ve nereye gideceği ile ilgili gerçekleri istiyorsam, başka bir şeye bakmayı tercih ederim.

Çağdaş iş planını 5 bölüme ayırırdım:

  • Gerçek
  • İddialar
  • Alternatifler
  • İnsanlar
  • Para

Gerçek bölümü dünyayı olduğu gibi açıklar. İsteyene dipnot, gireceğiniz pazarı anlatın, halihazırda varolan ihtiyaçları, alanınızdaki rakipleri, teknoloji standartlarını, geçmişte başkalarının nasıl başardıklarını ve başarısız olduklarını anlatın. Daha spesifik daha iyi. Daha oturaklı bilgi daha iyi. Daha içli hikayeler, daha iyi. Bu bölümün amacı dünyayı nasıl gördüğünüz konusunda net olmak ve birlikte varsayımlar üzerinde anlaşmamız. Bu bölüm yanlı değil, taraf tutmuyor, sadece herşeyi olduğu gibi gösteriyor.

Gerçek anlatmak için ihtiyaç duyduğunuz kadar uzun sürebilir. Tablolar, pazar payı analizi ve dünyanın nasıl çalıştığı hakkında bilmem gereken herşeyi içerebilir.

İddialar kısmı herşeyi nasıl değiştireceğinizi anlatma fırsatınız. X yapacağız, böylece Y olacak. Şu kadar zaman ve şu kadar parayla Z’yi inşaa edeceğiz. Pazara Q’yu sunacağız ve market bize şu hareketle cevap verecek.

Bu çağdaş iş planının kalbidir. Bir projeyi başlatmanın tek sebebi birşeyleri değiştirmektir, ve ben sizin ne yapmak istediğinizi ve hangi etkiyi yaratacağınızı bilmek istiyorum.

Tabi ki, bu bölüm yanlış olacak. Sonuç vermeyen iddialarınız olacak. Bütçeyi, son teslim tarihini ve satışları yanlış tahmin edeceksiniz. Bu sebeple alternatifler bölümü yanlış hesaplarda ne yapacağınızı anlatacak. Ürününüz veya takımınız ne kadar esnekliğe sahip? Eğer iddialarınız sonuç vermezse, herşey bitecek mi?

İnsanlar bölümü haklı bir şekilde anahtar elementi vurgular… Takımınızda kim var, takımınıza kim katılacak. “Kim” onların özgeçmişleri anlamına gelmiyor, Kim onların tavırları, yetenekleri ve işi dünyaya iletmedeki geçmiş performansları anlamına geliyor.

Ve son bölüm tamamen para hakkında. Ne kadar ihtiyacınız var, nasıl harcayacaksınız, nakit akışı neye benziyor, kar zarar cetvelleri, bilançolar, marjlar ve çıkış stratejileri.

Yerel yatırımcınız[VC] bu formatı sevmeyebilir. Ancak bahse girerim, takımınızın zor konular üzerine daha net düşünmesine yardımcı olacak.

Seth Godin

(Kaynak: http://sethgodin.typepad.com/seths_blog/2010/05/the-modern-business-plan.html)

İyi, Kötü ve Tembel

>

“Çalışmanın her bir dakikasından nefret ediyordum. Ancak şöyle dedim kendime: “Pes etme. Şimdi ızdırap çek ve hayatının kalanını şampiyon olarak yaşa” “-Muhammed Ali

Soru basit: Sizi, bu sözü söylemekten alıkoyan nedir?

Hareket, kritiktir. Bir fikri gerçekleştirmek için harekete geçmemiz gerekiyor. Sanatı üretmek ve alıcılara iletip anlamlı kılmak için harekete geçmemiz gerekiyor. Değişim yaratmak için harekete geçmemiz gerekiyor.

Peki hareket etmekle aramıza ne giriyor?
-Gerçek fiziksel sebepler.
-Amigdala kaynaklı endişeler.
-Yanlış Öğrenilmiş Tembellik.

Fiziksel sebepler kendini açıklıyor.

Amigdala, tavukta da olan, beynimizin bir kısmı. Kaplandan korkmamızı sağlamak gibi güzel,”yaşamsal” özellikleri var. Ancak bu korkuların “topluluk önünde konuşma endişesi” gibi gereksiz kaygılara dönüşmesi büyük bir problem. Gerektiğinde susturmayı bilmeliyiz. Çünkü sadece ve sadece hayatta kalmak başarılı olmaya yetmiyor.

Ve tembellik, ahh tembellik!.. Öncelikle negatif anlamından kurtulmalıyız. Tembellik çok doğal bir şeydir arkadaşlar. Hayvanlar tembeldir. Bir kutup ayısı bir foka saldırmadan önce enerjisini hesaplar. Bir aslan, bir timsah, bir tembel hayvan basitçe tembeldir… Çünkü doğada tembelliğin çok mantıklı bir açıklaması vardır: Enerji!

(Hayvanlarda tembellik ve enerjinin optimizasyonu üzerine araştırmalar bile yapılmış! İlginizi çekerse: Bağlantı )

Bence, problemimiz bu sağlıklı enerji hesaplama sürecinin bozulması. Sebep ne olursa olsun kendi faydamıza olmayan o kadar çok işe atılıyoruz ki artık kendi faydamıza bir iş yaparken bile “Enerjini koru!” diyen alarmlar çalıyor ve bizi şampiyon yapacak ızdıraplar çekmekten alıkoyuyor.

Enerjimizi ne zaman koruyup ne zaman kullanacağımızı yeniden düşünmeliyiz. Belki de hep düşünmeliyiz.

Not:Bu önerimin size faydalı olmadığını düşünüyorsanız, asla hayata geçirmeyin! Üşenin. Sizi destekliyorum.

Aşırı Bilgi Çağına Hoşgeldiniz!

>Bilgi çağında yaşıyoruz. Yoksa aşırı bilgi çağında mı? Kenara ayırıp da okuyamadığımız yazılar, kapatamayıp arasında kaybolduğumız tarayıcı tabları, cevaplayamadığımız mailler…

Haydi bazı yazıları okumayalım, tablar açık kalsın… Bu buzdağının sadece görünen kısmı. Dünyada büyük bir değişim yaşanıyor. Hayatımızı baştan sona etkileyecek bir değişim. İşte bu çeviriyi konunun dinamiklerini anlamak isteyen kişiler için yapıyorum.

Clay Shirky’nin meşhur “Mesele Bilginin Aşırılığı Değil, Filtreleme Hatası” ( It’s Not Information Overload. It’s Filter Failure. ) adlı enfes sunumu. Tamamını ingilizce dinlemek isteyenler için:
Blip.tv veya
Youtube.com

Size biraz konuşmacıdan bahsedeyim. Clay Shirky, çok derin görüşleri olan, özellikle internetin ekonomiye etkisi konusunda fikirleriyle ünlü bir profesör. Sitesinde farklı temalarda bir çok yazısını okuyabilirsiniz.(www.shirky.com)

Not: Videonun birebir çevirisi değildir, özet denebilir :)

***başlıyor***

[Bilgi üretimiyle ilgili üstteki grafiği gösteriyor]
Bu grafiği seviyoruz, bize iş yapmamakla ilgili bahane sunuyor. “Aşırı bilgi yüklenmesine maruz kalıyorum!”

Gutenberg matbaayı icat ettiğinde de herkes okuyabileceğinden daha çok kitaba ulaşmıştı 15. yüzyılda bile çokça bilgi vardı.

Gutenbergin matbaası ayrıca bir risk de getirdi. Kitap basıyorum ancak maliyetini karşılayabilecek mi? Bu risk ekonomik olarak basitçe basımcıya yüklendi. Böylece yayınlayan kişi aynı zamanda filtrelemeden de sorumluydu.

Müzik, radyo, televizyon gibi araçlarda da bu ekonomik mantık (ve filtreleme) değişmedi.

Ve işte internetin yaptığı, post-gutenberg ekonomisini getirdi! Yayınlama maliyetini yerlere düşürdü. Sonuç olarak “Yayınlamadan önce filtreleme yapmalısın.” diyen ekonomik mantık artık işlemiyor.

Asıl konu filtrelemek…

Belki de aşırı bilgi yüklenmesinin bu kadar sabit bir şekilde karşımıza çıkmasının bir sebebi, mevcut ortamı tam olarak ele alacak araçlara sahip olamamamız, medya ve gerçek dünya ile ilgili metaforlar konunun bazı noktalarını açıklıyor, ancak yeterli değil.

Konu zihinsel bir değişimle alakalı, aşırı bilgi biziz, sudaki balıklar gibi, içinde yüzüyoruz. Grafik hiç değişmeyecek hep arkamızda bir düzlük önümüzde bir tepe olacak.

“Eğer çok uzun süredir değişmeyen bir probleminiz varsa, belki o bir problem değil, gerçektir.”
(“If you have the same problem for a long time, maybe it’s not a problem, maybe it’s a fact”)

Filtreler değişecek ancak eskileri güncellemekten bahsetmiyorum, eski filtreler YAPISAL sorunlar sebebiyle bozuldu, yüzeysel değil.

Bazı şeyler sadece kodlamayla, yazılımla halledilecek. Digg oylaması, Delicious etiketlemesi ve Google gibi tüm arama motorlarının arkasındaki mantık bu.

Bazıları bu kadar basit değil, sosyal normları yeniden düşünmekle alakalı olacak. Eğer aşırı bilgi yüklenmesi hissederseniz; “Bilgiye ne oldu?” diye değil “Hangi filtre bozuldu. Eskiden bağlı olduğum hangi filtrenin işlevi durdu?” Bu soruyu sorduğumuzda tasarım emeğimizi nereye yönlendireceğimiz ile ilgili de ipucu elde edeceğiz.

***son***

İnsanın aklına sorular geliyor:
-İş hayatı,
-Sosyal yaşam,
-Günlük rutin,
-Vb…
Nasıl etkilenecek?

Son olarak yorumum “Information Overload” kalabalıklarda yalnız kalmak gibi, asla kalabalıkla ilgili değil…

-"Ama bence…"

>İnsanlar fikrini belirttiğinde, yaşadıklarını yorumuyla anlattığında, ilk önce görüşlerine katılıp katılmadığımızı merak eder.

Katıldığımız noktaları söylemeden eleştirdiğimizde,

-Karşımızdaki kişi hangi noktalara katıldığımızı bilemez :)
-Hangi noktalara karşı olduğumuzu da anlamakta zorlanır.
-Aynı şeyleri savunurken tartışırız.

Bu kadar zor olması gerekmiyor.

1-Önyargılı olmak faydalıdır!

>Şimdiye kadar okuduğunuz kaç yazıda önyargı övüldü? “Önyargılı olun” dendi? Bence önyargı konusunda çok önyargılıyız. Önyargının iyi birşey olabileceğini bilinçli-bilinçsiz yok sayıyoruz.

“Önyargının faydası nedir?”

Düşünmüyoruz artık, çünkü şartlanmışız…

2-Şartlanmış olmak faydalıdır!

Aynı zamanda önyargının olduğu kadar, şartlanmanın da gözden kaçabilecek bir faydası var: “Her şeyi tek tek sorgulayacak, irdeleyecek zamanımız ve enerjimiz yok!” -Evet doğru!

***

İddiam şu: Varolan her şeyin bir sebebi vardır. Biz kalıplara sığınıp bu sebepleri yoksaymak yerine, ortaya çıkarıp irdelemeliyiz. En azından enerjimiz yettiğince.

“Neden yahu, neden uğraşalım? Böyle otomatik pilotta olabildiğince az yoruluyoruz. Terazinin diğer kefesi bize değerli ne sunuyor acaba?”

İnovasyon sunuyor! Gerçekle dost kalarak, kalıpları kırdığımız kadar girişimciyiz. Önyargılarımızı asla bırakmayalım. Sadece seçenekleri daha iyi görmek için çalışalım. Ne dersiniz?

GDO’lu Hikayeler…

>Moda bana her zaman antipatik gelmiştir. İnsanlara yapay, geçici, tatlı hayaller satılmasını anlamsız ve sevimsiz bulurdum. Artık modayı bu kadar sert eleştiremiyorum. Bunun sebebi satın aldığımız tatsız hayaller.

Evet satın alıyoruz. Paramız, zamanımız, dikkatimiz, sağlığımız karşılığında satın alıyoruz.

Her yerde hikayeler anlatılıyor, dinliyoruz. Arkaplanında korku, karamsarlık, kıskançlık vb. Farkında bile olmadan neler neler yutuyoruz, sindiriyoruz.

“Hadi ya!” (hikaye sunuldu.)
“Nasıl yapıcaz? Problem var.” (yutuyor)
“Bu böyle olmak zorunda.” (afiyet olsun.)

Oyun, hikayenin ilk bakışta görülmeyen ve hiç tartışılmayan taraflarında. Almanların meşhur atasözü aklıma geliyor: “Şeytan ayrıntılarda gizlidir.”

Eminim GDO’lu besinler de sağlıklı gözüküyordur.

Ağzımıza giren yemekler konusunda, kulağımıza giren hikayelerden birazcık daha duyarlıyız. Hani “Aslında bir bahçen olacak kendi domatesini, fasulyeni yetiştireceksin.” derler ya. Aynı şekilde bazen kendi duygu ve düşüncelerimizi üretmemiz daha organik olabilir.

Mark: -"Beğeneceksiniz! Beğenin ulan!"

Facebook insanların sosyalleşmesi ihtiyacı üzerine kurulu, ve tabi ki üzerine kurulu olduğu ihtiyacı kaşıyarak büyütmek ister.

Ne düşünüyorsun? Hadi arkadaşına meraba de? Şunu bir dürt?… gibi teşvikleri bunun göstergesidir. Neredeyse, Facebook desteğiyle “Halk Eğitim Sosyalleşme Kursları” açılacak!

Kime sorsanız “dislike” butonu olsun der. Peki neden “dislike” butonu koyulmadı? Bence hiç olmayacak. Peki neden? Tabi ki zor olduğu için değil. Neden, neden?

Eğer siz insanların bir araya gelmesinden para kazansanız, onların birbirlerini itmelerini ister misiniz?

Facebook bizi, kötüyü görmezden gelip iyiyi beğenmeye zorluyor.

İşin ilginç yanı ise… böyle de yaşayabiliyoruz.

Özensiz Özentilik

>”Tarkana özeniyorum, sigara içmeye özeniyorum, …” insanların söylemediği bilinçli-bilinçsiz yaptığı şeyler.

Tepki olarak özentileri dövmüyoruz. “Özentilik” diyince itici geliyor, daha şiddetli bir tepki.

Peki acaba özenmek neden doğamızda var? Öğrenmek için faydalı mı? -yoksa- öğrenmek için olmazsa olmaz mı?

Tü kaka demek, baskılayarak bilinçli-bilinçsiz illa etkilenmek yerine, bunu iyiye kullanabilir miyiz?

‘Komikli’ Profil Resmi

Facebooktaki 367 arkadaşımdan 57 tanesi, çizgi film karakteri furyasıyla profil resimlerini değiştirdi. 57/367 oranı yeterince büyük. Etki olarak ise daha büyük bir oran var karşımızda. Çünkü daha aktif olarak kullananların profil resmini çizgi film karakterine daha çok değiştirdiğini öne sürmek ve bu kişilerin facebook diyarında daha çok link, yorum vs. etki oluşturduğunu düşünmek mantıklı.

Karşımızda incelemeye değer bir kampanya var.

Peki fotoğraf değişikliğinin “çocuk istismarını önlemekle ilgili bir eylem” olduğunu sonradan öğrenenlerin oranı nedir sizce? Ya da hala bilmeyenlerin?

Sosyal medyada “komikli” rüzgarlarla yol alıp mesaj taşıyan gemiler var. Asıl amacın eğlence olduğu açık. Yine de mesajın başarılı bir şekilde, yeterince çok kişiye ulaştığını söyleyebiliriz.
Kampanyanın anlamlı olması için geriye sadece yaygınlığı, somut değişimlere dönüştürmek kalıyor… “İnsanların dikkatini bir konuya çekip bırakıvermek” sizce somut değişimse sorun yok. Bence:
“-Sıradaki kampanya!”