Deftere Yazmayan Bakkal (gerçek olay)

Bugün bir spotçuda duyduğum ibretlik bir olayı anlatayım. Bilginin nereden geleceği belli olmaz değil mi?

Bakkala bir gün bir teyze gelmiş. Deterjan için parası yetmeyince “deftere yaz getireceğim” demiş. Bakkal “olsun teyzecim hediye olsun” demiş. Teyze ısrar etmiş. Bakkal ısrar etmiş. En sonunda bakkal deftere yazmamış ve teyze çıkmış.

Şaşkınlıklar içinde, bakkalın arkadaşı sormuş: -“Teyze ısrar ediyordu ne güzel ödeyecekti. Neden kabul etmedin?”

Bakkal cevap vermiş: -“Siz ticarette tecrübeli değilsiniz. Ben ne paralar kaybettim. Eğer deftere yazsaydım, bu bakkal deftere yazıyor diye hep bana gelecekti. Ancak şimdi sadece parası olduğunda gelecek.”

Küçük Başlamak

Varsayalım ki girişimci olmak istiyorsun. İnsanlar için değer üretecek bir sistem kurup, bu değer için para vermelerini sağlayacaksın. Hatta belki bir gün bu sistem o kadar güzel işleyecek ve o kadar çok insana hizmet sağlayacak ki (sahilde) oturduğun yerden para kazanacaksın.

Öyleyse bekleme. Değer üretmeye, hemen yakınından başla! Ailenden, arkadaşlarından, yakın çevrenden… Yeniliklerden haberdar et, onların hayatını kolaylaştır, hayatlarını daha zevkli hale getir, anlam kat, değer üret!

Öğren, bakalım onların ne gibi ihtiyaçları var?
Bakalım ihtiyaçlar mı önemli, yoksa istekler mi?
Bakalım bu işin ne gibi zorlukları var?
Bakalım senin karşılaştığın zorluklarla kimse ilgileniyor mu?
Bakalım günlük uygulamalar sistem haline nasıl geliyor?
Bakalım tek bir işi yapmak (örneğin: sadece kod yazmak) yeterli mi?
Bakalım kim, neden, nasıl sana yardımcı olabilir?
Bakalım insanlar ceplerinden parayı ne zaman çıkarıyor?

Başla!

Projeye Tersten Başlamak

Amazon’da “Working backwards” dedikleri bir yöntem var.

Fikir aşamasındaki ürün, sanki tamamlanmış gibi bir duyuru maili hazırlıyorlar. Bu duyuru mailini şirket içinde insanlara mail atıyorlar. Tepkilerine göre ürünü nasıl yapacaklarına veya yapıp yapmayacaklarına karar veriyorlar. Ürün üzerinde geliştirme yapmak yerine “duyuru maili” üzerinde geliştirme yapıp, sonra ürünü geliştiriyorlar.

Müşterileri ikna etmek için duyuru maili/içeriği eninde sonunda yazılacak bir şey. Eğer ilk başta yazarken çok zorlanıyorsak belki de geliştireceğimiz projeyi tekrar düşünmeliyiz. Projeyi gerçekleştirip müşteri bulmaya çalışmak yerine, insanların ihtiyacı olan bir projeye odaklanabiliriz.

İlgili link:
http://www.quora.com/What-is-Amazons-approach-to-product-development-and-product-management

Madendeki Kanarya

Eskiden madenlerde tehlikeli gazların çıktığını anlamak için kanarya kullanılırmış. Kanarya çok hassas olduğu için en ufak bir sızıntıda ekilenip ölürmüş, ve bunu gören işçilerin hayatı kurtulurmuş.

Bir organizasyonda, kurumda, ekmeğinizi suyuna banarak kuru fasulye yiyebiliyor musunuz? Yiyemiyorsanız neden? Kimseye zararı olmayan bu hassas davranışı icra edememeniz daha büyük sıkıntıların ufak bir göstergesi olabilir.

Kurumsal Girişimciliğin Düşündürdükleri

Eric Ries, Lean Startup kitabında bilimsel yönetimin girişimcilik için de uygulanabileceğini savunuyor. İster yeni kurulan küçük şirketler olsun, ister halihazırdaki büyük şirketler olsun, yönetimin inovasyona açık ve insanların yeteneklerini, gelişimlerini ve başarabileceklerini israf etmeyen bir hale gelebileceğini savunuyor.

Türkiye’de büyük firmaların “kurumsal girişimcilik” hakkında yaptığı etkinliklerin motivasyonunun sadece moda bir sözcük(buzzword) olan girişimciliği kullanmak ve dikkat çekmek olduğunu düşünüyorum. Maalesef.

Firmaların normal çalışanlarına yaklaşımı konusunda net ve iç rahatlatıcı bir ortam yokken kurumsal girişimcilikten bahsetmek… Bütün bu firmalar “Lean Startup” kitabını okuyup, Eric Ries’a inanıp, bu metodolojinin sıkı takipçileri mi oldular? Veya ne oldu siz söyleyin?

Genel olarak öğrencilerin özgüveninin düşük olması(ayrı bir yazı konusu) firmaları yanıltabilir, veya firmaların tok satıcı olarak “görünmesi” öğrencileri yanıltabilir.

Şu gerçeğin her koşulda işlediğini düşünüyorum. Firmalar ne üretiyor olursa olsun, değerli çalışanlara da “kazanılacak müşteri” gibi bakmak zorundalar. Halk arasında, haklı olarak oturmuş negatif bir önyargı var. Firmaların, çalışan ortamı hakkındaki imajları üzerine, çokça halkla ilişkiler(PR) çalışması yapmaları gerekiyor. Tabi ürünü düzelttikten sonra…

Liderlik Üzerine

Hepimizin hayatında sevdiği, ilham aldığı ve etkilendiği insanlar var. Aslında bu duyguyu çok iyi biliyoruz. Buna rağmen çoğunlukla liderlik üzerine sahip olunan düşünceler ve yaklaşımlar pek iç açıcı gelmiyor bana. Sevgi gibi kendimizin çok iyi bildiği bir duyguya rağmen milyonlarca insanın yalnız kalmasına benzetiyorum, evet.

Liderlik üzerine ilham aldığım kişilerden duyduklarım, gördüklerim hissettiklerim ve tecrübelerimden derlediklerimi paylaşmak isterim:

-Liderlik, bir etiket değil insanlarla kurulan bir ilişkidir.

-Emir vermek değil, ilham kaynağı olmaktır.

-Korkulmadan saygı duyulmaktır.

-Karizmatik bakışlar atmak değil, çevredeki insanların gözüyle bakabilmektir.

-Kürsüye, meydana çıkıp rahat rahat atıp tutmak değildir. Herkesin, en kenardakilerin bile yaşadıklarını, hissettiklerini, düşündüklerini, istediklerini düşünerek hesaba katarak konuşmaktır.

-Egonuzu gizleyebileceğiniz bir etiket değildir, egonuzun didik didik edileceği, her türlü teste tabi olacağı bir konumdur.

-Gurur okşayacak bir mevki değildir, sana inananlar ve senin inandığın insanlar için rezil olmayı göze alarak hareket etmektir.

-Kendisine inanan insanların hayallerini gerçekleştirmesi, daha büyük olması için çalışmaktır.

-İşi başkalarına yaptırmak, arada kaynamak değildir, tam tersi herşeyin ortasında kalıp, çoğu kararda ve sıkıntıda yalnız olmaktır. Herkese empati yapması gereken, ancak kendisine empati yapılmayan durumlara düşmeyi göze almaktır.

Yıllar, yüzyıllar sonra hatırlanan büyük insanlar, “insan”a inandıkları ve büyük bir merhamet duygusuyla yaşadıkları için hala unutulmadılar. Liderliğin insan sevgisi kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Sevgi gibi gerektiğinde acı çekmeyi, emek vermeyi ve sabır göstermeyi gerektiriyor. Sonucun değmeyeceğinden şüphe duyanlar dikkat etmelidir. Çünkü, yine sevgi gibi, sahtesi olmaz.

Pavlov’un gençleri

Mercedes fabrika gezisine katılmıştım. İnsan kaynakları ile ilgili bir konuşma vardı. Etrafımızda CV yazma teknikleri deyince gerilen, staja alınmak deyince kalp atışları hızlanan, kariyer yapmak deyince kulakları irkilen, işsiz kalmak deyince koşarak kaçmak isteyen gençler vardı.

Bir müdürün anlattığı gerçek hikayeye hep birlikte gülmüştük. “5 sene içinde mercedes’in CEO’su olacağım” diyen gencin trajikomik durumuna…

Kimisi hedefin imkansızlığını düşünüp gencin akıllıca olmayan büyük hayaller kurmasına güldü.

Kimisi de gencin mutlu yaşamak yerine dışsal, statik bir hedefi hayatının merkezi yapmasına güldü.

Belki de hepimizin hüzünlenip ağlaması daha doğruydu.

***

Ben ikinci gruptandım. “Mercedes’in CEO’su olmak” yerine, “ben daha özgür olacağım bir iş istiyorum” veya “ben insanlara hava atabileceğim bir iş istiyorum” dese hiç gülmeyecektim. Hedefine saygı duyuyorum, gerçekten neyi istediğini iyi düşünmemesini eleştiriyorum.

Önce ne istediğimizi bilmeliyiz. Dışsal hedefler koymak, mutluluğu sayılarda, isimlerde aramak insanın çok kolay düştüğü bir tuzak. Peki “girişimci olmak istiyorum” dediğimizde bu tuzaktan tamamen kurtuluyor muyuz?

Örneğin, kendi işimi kurup “başarılı” olduğumda veya “başarılı” olmak için uğraşırken kendimi kaptırıp yola çıkış sebeplerimi unutursam, pek anlamlı olmaz.

Bu süreçte birbirimize yardımcı olduğumuz kadar birlikte güleceğiz. Veya yıllar sonra sallanan sandalyemizde düşünürken aklımıza gelecek: “Ben şu işi neden yapmıştım, neden ömrümü harcamıştım yahu?” ardından boş bir sessizlik…

BONUS:

-Derek Sivers’ın “Why are you doing?” başlıklı videosu: http://www.youtube.com/watch?v=cKrqPZlLCts (Bu serideki diğer videoları da tavsiye ederim.)

-Ömer Ekinci’nin “başarı” üzerine blog yazısı: http://www.omerekinci.com/girisimciligi-birakiyorum/

“I don’t think of work as work and play as play. It’s all living.” – Richard Branson

Neden İşi Yapanlar Birazcık Daha Yöneticiler gibi Düşünmeli (ve tam tersi) – Seth Godin (Çeviri)

Paul Graham, her zaman olduğu gibi, düşünce kışkırtıcı.

Programcılar, tasarımcılar, yazarlar ve “akış” anlarında en iyi işlerini çıkaran diğer kişiler, saat tarafından yönetildiklerinde ve vakitlerinin çoğunu toplantılarda harcadıklarında,  organizasyonlarına hizmet edemezler.

Paul’ün argümanı şu, iş yapıcılar bu tür çöpsü saçmalıklardan korunmalıdır.

Bu makale yazdıklarının en iyilerinden, ancak ben kilit bir noktayı daha eklemesi gerektiğini düşünüyorum…

Yöneticiler biraz daha iş yapıcılar gibi hareket etmeye ihtiyaç duyuyorlar, çünkü birşeyler yapmak hiç olmadığı kadar önemli. Hatta Outlook’un dürtmesiyle çalışan yöneticiler bile, ayrılmış kaliteli vakitlerden, gerçekten mücadele gerektiren işleri yapmakta faydalanabilir.

Yapıcılar, yöneticiler gibi etkileşime geçecek kadar disipline olmalıdır, yoksa yeteri kadar etkileyemedikleri bir sistemin piyonu olurlar. Eğer kararlar oluşurken orada yoksanız, tahminimce karar verilen şey hoşunuza gitmeyecektir…

Yapıcılar da yöneticiler de tek yönde ısrar etmemeliler. İkisi de diğerlerinin işinden daha çok yapmalı. Kolay olduğu hatta eğlenceli olduğu için değil, ancak bu yol hala vizyonunuzu dünyaya getirmek için en iyisi.

Seth Godin

(Kaynak: http://sethgodin.typepad.com/seths_blog/2011/04/why-makers-should-think-a-little-bit-more-like-managers-and-vice-versa.html )

(İlgili Paul Graham makalesi: http://www.paulgraham.com/makersschedule.html )